Uzun zamandır hiç içimden gelmiyor buralara birşeyler yazmak. Hele bir de müzik ve sinema ile ilgili birşeyler karalamak hiç ama hiç içimden gelmiyor. Müziksiz ve sinemasız yapamıyoruz ama müziği yazmak apayrı birşey. Sıkılıyorum resmen. Samimiyetten uzak geldi biraz belki de. Belki gereksiz. Bilemiyorum. Dinlemenin yeri apayrı her daim. Sinirimizi hoplatan olaylara dil uzatalım dedik bir ara ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki her dakika sinirimiz hopluyor zaten.
Eski günlere dönmek istedi biraz da canım. Fütursuzca, kendi kendime kafamdakileri karaladığım günlere. Bad’lik Amiri günlerine.
Uzun zaman önce kaybettiğim badlikamiri.com domainini de tekrar almıştım burada daha önce de bahsettiğim gibi. Hostingimiz de var nasıl olsa dedik. Sonra durdum bir an. Hostinge falan ne gerek var diye düşündüm, sanki düzenli olarak hergün yazıyormuş gibi. Zaten düzenli yazsam bile ne gerek var hostinge. Alan adını bile kullanmamaya karar verdim. Wordpress’de kurmayacağım. Yazmaktan çok wordpress için tema arayarak zaman geçirmek istemiyorum. Şekli şemali de çok önemli değil. Samimi olsun yeter. Kendimi rahat hissedeyim yeter.
Böyleyken böyle işte. Bütün bu gelgitler sonucu Bad’lik Amiri, oldukça uzun bir aradan sonra, eski yazıların tamamı uçurulmuş bir halde, http://badlikamiri.blogspot.com adresinde yeniden yayında. Hiçbir konuda hiçbir iddiası olmadan.
Burası ne olur? Bilmem. Böyle kalır herhalde. Bakarsınız bir ara güncellenir, bakarsınız hiç güncellenmez, bakarsınız kapanır gider. Hiç belli olmaz. Bad’lik Amiri mi? O da hiç belli olmaz.
Müzik ve sinema tavsiyeleri illa ki yine devam eder Bad’lik Amiri üzerinden de. Konu başlığı olarak değil de satır aralarında muhtemelen.
Böylesi daha güzel.
RSS ile takip etmek isteyenler için de adres; http://feeds2.feedburner.com/badlikamiri
Oh be!
İlk çıktıkları günden beri sevdiğim yerli elektronik gruplarından biri Portecho. Deniz Cuylan da, Tan Tunçağ da güzel adamlar -ki özellikle Tan Tunçağ, bence süper işler yapıyor.
İlk albümlerinden beri hiç dinlememiştim. Hatta Portecho‘nun adını bile unutmuştum. Dün akşam bir televizyon kanalında haberlerde rastlayana kadar. Haberin, jenerikte, “Türkiye’yi sarsan klip” diye sunulması, devamını izlememiz için merak uyandırdı. Eminiz ki araya iç bunaltıcı reklamları soksalardı izlemeye devam etmezdik o ayrı.
Sunuşun hemen ardından klip görüntüleri girdi. Bir baktık sevdiğimiz insanlar. “Aaa, Portecho bu!”.
Bakalım ne yapmışlar diye merakla izlemeye devam ettik. Klipte mini etekli, güzel bacaklı bir ablayı oynatmışlar. Buraya kadar bir sorun yok tabii. Herkes oynatıyor. Ama herkes bu ablalara kara çarşaf giydiremiyor değil mi? Hele kara çarşaf altına mini etek giydirenini hiç ama hiç görmemiştik şimdiye kadar.
(daha fazla…)
- Uzun zaman olmuş yazmayalı. Hep aklımın bir köşesinde olsa da içimden gelmedi hiç. Hatta yazmayı bırakın, hergün düzenli takip ettiğim blogları bile okuyamadım bu süre içinde.
- CWTO organizasyonuna katılarak Wing Tsun yapmaya başlamamla birlikte sigarayı da bıraktım. 15 Mart 2009 tarihinden beri tek sigara içmedim. 15-16 yıldır aralıksız içtiğim düşünülürse benim için gerçekten büyük başarı. İşin ilginç tarafı hiç canımın istememesi. Hatta alkol alırken bile istemedi canım. O derece.
- Oğlumuz Léon’dan sonra diğer minişimiz Mati’de malum ameliyatı oldu. Dün gece hastanede kalmasının ardından bugün taburcu edildi. Canavar gibi. Bu arada şunu öğrendik. Bilinen bir şeydir, dişi kedilerin kısırlaştırılması, erkeklere nazaran çok daha zordur. Ve dişi kedilerin ameliyatları anesteziyle yapılır genellikle. En azından bizim bildiğimiz hep o şekilde yapılanıydı. Randevu almak için doktorumuzu aradığımızda ameliyatın anesteziyle değil farklı bir şekilde, gazla yapılacağını, ve böylece miniğimiz için de sıfır risk olacağını öğrendik. Tek dezavantajı fiyatı. Standart operasyonlara göre 2-3 katı gibi bir fiyatı var. Feda olsun. Anadolu yakasında güvenilir hayvan hastanesi arayanlar için kesinlikle tavsiyemizdir. Anatolia Hayvan Hastanesi.
- Murat Uyurkulak‘ın ilk romanı olan Tol‘u okuyorum. Nefis bir şey.
- Günlerdir, bonsai yetiştiriciliğiyle ilgili sayfalarca döküman okudum, okuyorum. Bu sefer amacımız sıfırdan başlayarak tohumdan yetiştirmek. En zor, en sabır isteyen ama tüm bunlara rağmen en zevkli yöntem. Başarıp başaramayacağımızdan emin değiliz -en azından ben- ama bir yerden de başlamak gerek. Tohumların siparişlerini verdik. Hatta kontrol ettiğim kadarıyla kargo İstanbul’a ulaşmış. Bir koli dolusu çeşitli tohumlar ve özel toprak. River Sheoak, Delonix Regia ve Adenium tohumları. Tohumdan yetiştirmek için en zorlarını seçmişiz ama ne yapalım artık. Denemekten zarar gelmez.

Geçtiğimiz haftanın büyük bir bölümünü Dave Brubeck dinleyerek geçirdim. Evde, işyerinde, yolda. Hakkında yazılanları okudum. Bazen takınca tam takıyorum.
Yine de Brubeck hakkında uzun uzun yazacak kadar bilgiye sahip değilim açıkçası. Zaten yazabilsem bile kim okur orası da ayrı bir konu. Neyse.
Jazz dinlesin dinlemesin, hemen hemen herkesin eminim ki bir yerlerden kulağına çalınmıştır “Take Five”. Buyrun bunlar da farklı farklı yorumları. Açıkçası, orijinal halinin dışında benim en çok sevdiğim Al Jarreau yorumu oldu.
Afiyet olsun.
(daha fazla…)
- Can sıkıntısı son haddinde. Özellikle internet ve iş inanılmaz stressli gelmeye başladı. İşimin internetle ilgili olması da bunun nedenlerinden biri ve hatta en önemlisi olabilir tabii ki.
- FriendFeed feci halde mide bulandırıcı bir yer. Zaten oldukça geç üye olduğum bu sosyal zımbırtı ve rss takip sitesindeki insanların, kendilerini çok bir haltmış gibi görmelerine pek tahammül edemiyorum. Herkes reklamcı, herkes pazarlamacı, herkes marketing uzmanı. Bir de dillerde düşmeyen kelimeler. Viral, advertising, marketing. Dışardan çok komik gözüküyorsunuz pek sevgili elitler. Aman neyse, bana ne aslında değil mi ama?
- Bütün bu sıkıntı, stress hallerinin bir de getirisi oldu tabii. Spor. Yeniden spor yapmaya başlıyorum. Küçüklüğümden beri vurdulu kırdılı şeylere olan merakımdan dolayı seçtiğim spor dalı da Uzakdoğu’dan tabii ki. Wing Tsun. Burası da, artık benim de dahil olduğum organizasyon ve yeni hocalarım. Hayatımın 6-7 senesini bu tip sporlar yaparak geçirdiğim için çok zorlanacağımı düşünmüyorum gerçi ama yaşayıp göreceğiz. Kesinlikle çok zevkli ve inanılmaz stress atıcı.
- Üç aydır Windows kullanmadan yaşıyorum. Ubuntu ile birlikte bilgisayarım artık çok daha hızlı, çok daha mutlu ve çok daha özgür. Windows’u hayatımdan ve bilgisayarımdan silip, Ubuntu ile birlikte mutlu mesut yaşamamda yardımcı oldukları için Ubuntu-tr ekibine ve kullanıcılarına buradan bir kez daha teşekkürler.
- Yayınlanmaya başladığından beri takip ettiğimiz ve hastası olduğumuz diziler olan House M.D ve Lost‘a bir yenisini daha ekledik. Monk. 2002 yapımı bu diziyi daha yeni keşfettik ama böylesi daha güzel. İzleyecek bir sürü bölüm var önümüzde. Californication ve Weeds tekrar başlasa keşke.
- Dizilerden bahsetmişken belirtmeden geçmek istedim. Nefis filmler birikti evde. Şu aralar elimizi pek atamıyoruz gerçi ama ilk fırsatta tüketilecekler. Let The Right One In. Şiddetle önereceğim filmlerden biri mesela.
- AKP’den, yöneticilerinden, üyelerinden, düşünce tarzından, ikiyüzlülüklerinden, erkeklerinin, hepsi bir örnek bıyık ve saç kesim tiplerinden, kadınlarının, dar paça kot ve converse ayakkabı kombinasyonlarının üzerine bağladıkları versace türbanlarından, herşeylerinden nefret ediyorum!
- TÜBİTAK bitmiştir bizim için. Bir daha da gelmeyiz. Darwin’in evrim teorisini doğrularcasına yapılan sansür hareketleri, kimi maymundan bozma arkadaşların görünüm olarak evrimlerini tamamlasalar da, zeka olarak hala tek hücreli canlılar düzeyinde olduğunu bize göstermiştir. Gerçekten, nesiniz siz?

Aslında çok geç kaldık bu haberi vermek için. Hediye Güven, 6 Mart akşamı saat 22:00′da, Beyoğlu Jazz Cafe‘de.
Hediye Güven kimdir, nedir diye soracak olursanız eğer, gayet içten bir şekilde, Türkiye’de gördüğüm en muhteşem sesli jazz vokali diyebilirim. Aslında bugüne kadar burada kendisinden bahsetmemiş olmamız da bizim ayıbımız.
Kesinlikle inanılmaz bir sesi var. Aşık olunası sesler vardır ya hani. İşte onlardan. Dinlerken, çok rahatlıkla hayal alemlerine dalıp, müziğin ritmiyle kendi kendinize ufak ufak salınımlar yaparken gökyüzünde bir yıldızın peşine takılabilirsiniz.
Nefis bir ses dinleyerek masalsı bir gece geçirmek için 6 Mart akşamı Jazz Cafe’de olun. Kaçırmayın.
Bu güzel konser haberini ileten Kudra‘ya da selam olsun tabii ki.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Futuristika’da kendisiyle yapılmış olan röportajı okumak için de buyrun sizi şöyle alalım.
Herşey numara taşınabilirliğinin devreye girmesi ve benim de 10 senelik Turkcell hattımı ve numaramı Avea‘ya taşımamla başladı aslında.
Yaklaşık 2 hafta öncesine kadar, heryerde düzgün çek(e)meme problemini saymazsak sorunsuz olarak kullanabildiğim Avea hattımla 2 haftadır doğru düzgün arama bile yapamaz hale geldim. Sorunun, kullandığım telefondan kaynaklanıyor olabileceğini düşündüm. Ancak, Hz. Google ile ufak bir arama yapınca sayfalar dolusu Avea rezaletiyle ilgili şikayetlerle karşılaştım. Herkesin sorunu aynı. Şebeke meşgul. Aramak istediğiniz hiçbir numara ilk seferde düşmüyor. En az 5-6 defa çevirmeniz gerekiyor. Hatta kendi müşteri hizmetlerini bugün ancak 14 aramadan sonra düşürebildim. İlgili kişiye bağlanamadım o ayrı tabii.
Bu kadar rezil, bu kadar iğrenç, bu kadar berbat bir GSM operatörü daha görmedim ben. Gözünü sevdiğimin Turkcell‘i. Evet gerçekten fiyatları diğer operatörlere göre oldukça yüksek fakat zaten bakıldığında da diğer operatörler diye birşey olmadığı gözüküyor. Arama yapamadığım bir kuruma kalkıp nasıl GSM operatörü diyebilirim ki?
(daha fazla…)