‘RTE’ olarak etiketlenmiş yazılar

Benim Vatandaşım İşini Bilir

Salı, 04 Kasım 2008

RTE döktürmüş yine. DTP’nin Diyarbakır’daki oturma eylemine destek vermek için Taksim’e çıkmaya çalışan DTP ve terör örgütü PKK sempatizanlarının da arasında bulunduğu grubun üzerine pompalı tüfekle ateş açan bir vatandaş hakkında ne düşündüğü sorulmuş kendisine.

Haydi empati kurmaya çalışalım. Kendimizi RTE’nin yerine koymaya çalışalım. Ya da hiç böyle birşeye girişmeyelim. Çok eziyet verici olabilir. Onun yerine bir ülkenin başbakanı olduğumuzu düşünelim. Böyle bir soru karşısında nasıl cevap verirdik. Kolay değil tabii. Devleti temsilen cevap vereceğiz. Açıkçası ben böyle bir soruya ne cevap verirdim diye uzatmak istemiyorum. Ama RTE’nin verdiği gibi bir cevap vermeyeceğim kesin. Bakalım ne demiş.

Erdoğan “Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, vatandaşın hayatına kast ederseniz hayatına kast ettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri böyle bir imkanı varsa, o da kendini savunma yoluna gidecektir.” dedi.

Kaynak: NTVMSNBC

Buyrun buradan yakın. Bu işler böyle yürüyor demek ki. Ya da böyle yürüyecek. Birisi kalkıp da sizin canınıza, malınıza zarar vermeye kalkarsa, sizin de elinizde bir tedbir imkanı varsa -ki bu yaşanan olayda olduğu gibi bu bir pompalı tüfek de olabilir- o imkanı sonuna kadar kullanacaksınız. Peki bu devletin polisinin görevi ne acaba? Yoksa polis, o müthiş gücünü(!?) sadece işçiler, memurlar ve öğrenciler üzerinde göstermekle mi mükellef.

Hiç sanmıyorum. Zaten TDK‘da polis maddesinin karşısına, şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş, kolluk, zabıta, demiş.

Düşünüyorum, düşünüyorum bir türlü çıkamıyorum içinden. Sınırlı sayıda insanın okuduğu bu blog için yazı yazarken bile defalarca tartıp biçiyorsam, kelimeleri dikkatlice seçmeye çalışıyorsam, bu ülkenin başbakanının da konuşmadan önce iyice bir düşünmesi gerekmiyor mu?

Bu Gazeteleri Okumayın!

Perşembe, 18 Eylül 2008
RTE coşmuş yine. Esmiş gürlemiş Ankara İl Teşkilatının iftar yemeğinde. Türkiye’de medyanın güvenilirliğinin, tarafsızlığının kalmadığından dem vurup boykot çağrısında bulunmuş malum gazeteleri almayın diye.
RTE neden hep sadece bir taraftan bakıyor acaba olaylara? Herkesin gözünün önünde olanları nasıl görmezden gelerek böyle bir boykot çağrısında bulunabiliyor anlayabilmiş değilim. Doğan grubunun gazeteleri ve diğer RTE’yi eleştiren gazeteler güvenilir değil ama yandaş gazeteleri güvenilir. Peh!
Peki biz hangi gazeteleri okuyalım RTE?
Deniz Feneri yolsuzluğuyla ilgili haberleri hiç yayınlamayan, AKP’yi asla eleştirmeyip yerlere göklere sığdıramayan, küçük kızlara cinsel tacizde bulunan, sonra da “kola içtim kötü oldum” diyerek kendini savunduğunu zannedecek kadar şuursuz, şeytan suratlı yazar(!?)ların çalıştığı yandaş gazeteleri mi okuyalım.
Bu kadar da olmaz ama ya!

Küresel Isınma, Çevrecinin Daniskası RTE ve Ateşle Oynayan MNG

Çarşamba, 27 Ağustos 2008
Ayda en az bir kere, çevre katliamı, orman yangını, rant, MNG kelimelerini içeren bir haber okumazsam rahat edemiyorum artık. 22 nisan tarihinde bahsetmişiz bir ara yine bu MNG’nin densizliklerinden. Ki, arada atladığımız bir dolu MNG ve rant haberi var daha bundan başka.

Şimdi de dün okuduğum bu haberle sarsıldım. Vatan gazetesinin 26.08.2008 tarihli haberinde, MNG Holding’in ormanlık alanın tahsisi için yaptığı başvurular reddedildikten sonra tesadüfen bu bölgelerde orman yangınları çıkıyor ve yine tamamen tesadüfen bir kaç yıl sonra bu yanan alanlar MNG Holding’e veriliyor.

Haklarında çıkmış olan bu ve bu tip haberlerin sayısı iki elin parmaklarını çoktan geçmişken MNG Holding yöneticilerinin hiçbir şey olmuyormuş gibi bir açıklama bile yapmamaları ise hayret verici. Bir insanın/insanların ne kadar yüzsüz olabileceklerinin kanıtı adeta.

Tüm dünya küresel ısınmadan bahseder ve önlemler almak için neler yapılması gerektiğini, nelere dikkat edilmesi gerektiğini bas bas bağırırken, MNG’nin bu iğrenç hareketleri, ne kadar insan olduklarının en güzel örneği sanırız.

Geçtiğimiz ay içerisinde National Geographic TV‘de rastladığımız bir programda, çevreye hiç önem vermeyen ülkeler arasında Pakistan’ın ardından dünya ikincisi olduğumuzu dinlerken kendimi ne kadar ezik hissettiğimi anlatamam. Bu kadar andaval, bu kadar öküz bir milletiz biz işte. 3. dünya ülkesiyiz. Yobazız. Hepsiyiz.

Türkiye’nin en büyük çevrecisi, çevrecinin daniskası bir RTE var tepemizde, tüm bu olanları görmeyen, duymayan, bilmeyen.

MNG’ye karşı büyük bir boykot yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kendi adıma konuşacak olursam MNG Holding’e ait hiçbir hizmeti kullanmıyorum artık. Umarım çevreye karşı duyarlı olan herkes bu şekilde davranır.

Ve yine umarım, katliamlar üzerine kurulu o çok yıldızlı tesisleri bir gün başlarına yıkılır.

Düşünüyorum Öyleyse Vurun!!!

Pazartesi, 24 Mart 2008

Geçtiğimiz cuma günü (21.03.2008) Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk, İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in apar topar gözaltına alınma haberini duyar duymaz tüm moralimiz sıfıra inmişti.

Belli ki birileri (AKP) bir önceki haftanın intikamını alıyordu kendi aklınca. Tabii yine, her fırsatta dillerinden düşürmedikleri demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak.

Cuma günümüz ve gecemiz sayelerinde berbat geçti. Bir dünya dolusu küfür yediler o ayrı konu tabii.

Olayları ve gelişmeleri zaten biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız da boşverin bu saatten sonra.

Birşeyler yapmalıydık ama elimiz kolumuz bağlı işte. Ne yapabiliriz ki?

Eşimle birlikte Cumartesi sabahı uyanıp ufak bir kahvaltıdan sonra hasta hasta Cumhuriyet Gazetesine doğru yola koyulduk. Hiçbirşey yapamasak bile gidip en azından Cumhuriyet Gazetesi binası önünde durup destek vermek istiyorduk.

Gazete binasının bulunduğu sokağın başına geldiğimizde gördüğümüz kalabalık bizi gülümsetti. Dev bir bayrakla, kalabalık bir grup sloganlar atarak gazete binasına doğru yürüyordu. Bayrağın birer ucundan tutup, “Susturamayacaklar” başlıklı gazetemizi de gökyüzüne doğru yükseltip binanın önüne doğru yürümeye başladık sloganlar atarak.

“Kasımpaşa İmamı, Kaça Sattın Vatanı”.

“Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek”.

“İlhan dışarı, Tayyip içeri”.

“Türkiye laiktir, laik kalacak”.

“Faşizme karşı omuz omuza”.
“Ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye”.

“İlhan çıkacak, yine yazacak”.

“Hükümet istifa!”.

Hepimiz elimizde Türk bayraklarıyla, Atatürk posterleriyle, Cumhuriyet gazetesiyle, sloganlar ve marşlarla durduk gazetenin önüne.

AKP’ci ve dinci yalaka medya da oradaydı ama tepkiler karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar. Vah vah!

Başında kalpağıyla, üniformasıyla gelmiş gaziler, dedeler, teyzeler, anneler… Hepsinin gözleri dolu dolu. Hıçkıra hıçkıra ağlayanlar… Hakkın var mı bütün bunlara RTE? Rahat uyuyabiliyor musun çok merak ediyorum.

En üzüldüğüm noktalardan biri de, o kalabalık grup içerisinde yok denecek kadar az sayıda genç olmasıydı. Tabii, tüm gençler o sırada Cevahir Alışveriş Merkezi önünde, punk saçlarıyla piyasa peşinde. Yazık!

Dua edelim de bu teyzeler, dedeler daha çoook uzun yıllar yaşasınlar da laik cumhuriyeti savunsunlar.


Ve bloglar…
Takip ettiğim 100′ün üzerinde blogun sadece 3-5 tanesinde bu konunun yazılması da ne kadar acı verici.
Elbette ki kültür-sanat, müzik, resim, sinema, vs. konusunda yazılanlar benim de ilgiyle takip ettiklerim ama bu kadar da duyarsız olunmaz ki be kardeşim!
Hiç mi farkında değilsiniz tehlikenin?

Neyse ki İlhan Selçuk, 11,5 saatlik sorgu ve toplam 40 saatlik gözaltı sonrasında serbest bırakıldı.

Son olarak, RTE’nin Manisa’da yaptığı açılış töreninden bir cümle aktarmak istiyorum.

“Lafla hukukun üstünlüğüne inanılmaz. Yaşanır hukuk, yaşanır. Sosyal devlet yaşanır, laik devlet yaşanır, demokratik devlet yaşanır”
, demiş kendileri.

Kimin ne yaşadığı, kimin şeyh eli eteği öptüğü apaçık ortada değil mi?

SUSTURAMAYACAKLAR!

Başsavcı Sen Bizim Herşeyimizsin!

Pazartesi, 17 Mart 2008
Şu günlerde ev ahalisi olarak -ev ahalisi dediğim de, sevgili cimcime eşim, ben ve evimizi bir nevi otel gibi kullanan güzel suratlı sokak kedimiz- sürekli yüzümüzde gülücüklerle gezmekteyiz ortalıkta.
Tabii ki yazının başlığından da anlaşılacağı gibi bu mutluluğumuzun sebebi Sayın Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’ye kapatma istemiyle dava açması.

14 Mart Cumartesi akşamı evde oturmuş sürpriz doğum günü partimde eğlenirken ve hediyelerimle oynaşırken hiç beklemediğim bir hediye de tv’den “son dakika” olarak geldi.
Cumhuriyet Başsavcısı, AKP’ye kapatma davası açıyordu. Evdeki herkesin yüzünde bir gülümseme belirdi tabii ama olayın detaylarını bilmediğimiz için öyle akınlardaki bin atlılar gibi şenlenemedik ilk başta. Yine de, gecenin geri kalanı daha da bir gülümser pozisyonda geçti.

Uyuduk… Uyandık…

Yeni bir güne uyanmak bu olsa dedik. Tarif edilemez bir şekilde herkes oldukça mutluydu. Hava da güneşli. Tv’de kapatma davasının gerekçeleri sıralanıyor. Zaten hepimizin bildiği şeyler. RTE gözüktü bir ara kanallardan birinde. Havası kaçmış nedense. Suratı bir karış. Çok sevindik. Çok ama çok sevindik.

Demokrasiyi sadece imam hatip, kuran kursları ve türbanla sınırlayan bu cahiller cahilinin yüzünü böyle görmek ne kadar da güzelmiş.

Hala kalkmış 16,5 milyon seçmenin tercihleri olduklarından bahsediyorlar. Ekmek,ayakkabı,vs. dağıtarak kazandıkları, en az kendileri kadar cahil olan seçmenleri tabii bu 16.5 milyon kişi.
Neymiş efendim, 16,5 milyon kişinin seçtiği bir iktidar partisi kapatılamazmış da, demokrasiye aykırıymış da, mış da mış mış.

Sevgili Bayım,
Siz kalkıp Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyeti elinizin tersiyle bir kenara itmeye kalkar, hakaret eder ve şeriatı getirmeye kalkarsanız; işte tam o noktada o ardına sığındığınız demokrasinin ayaklarınız altında ezilmemesi için hukuk devreye girer.
Bunu artık öğrenmişsinizdir herhalde.

Zaten şu an bulunduğunuz noktalara gelebilmenizi bile hiç anlayabilmiş değilim.
Bugün en kıytırık işlere girmek istediğinizde bile sicilinizin tertemiz olması istenirken, hangi ülkede görülmüş, zanlı cumhurbaşkanı ve başbakan.

Sayenizde artık gayet faşizan düşünüyor ve tüm türbanlılardan, hacı-hoca tayfasından, imam hatiplerden, çember sakallılardan, kısacası, topunuzdan nefret ediyorum.
Umarım en kısa zamanda layık olduğunuz yere gider ve hakettiğinizi fazlasıyla bulursunuz.

Yazmaya devam etsem o kadar uzar gider ki, o yüzden en iyisi burada sonlandırmak. Gelişmeleri büyük bir mutlulukla takip ediyoruz.

Şimdi tekrar say bakalım RTE, kaç kişi olmuşuz sence?

Hmm bir de unutmadan,

Tayyip oğlunu askere gönder!