Rock Star

04 Aralık 2008

Geçen akşam yine çoğu zaman olduğu gibi “ne seyretsek acaba” diye aranırken bir arkadaşın tavsiyesi üzerine Rock Star‘ı izlemeye karar verdik. İyi ki de izlemişiz. Eski günlerimize döndük film boyunca.

Rock Star, 2001 yapımı, başrolde Mark Wahlberg’in oynadığı çıtır çerez bir film. Yani öyle çok da fazla birşeyler beklemeye gerek yok. Vakit geçirmelik. Ve eğlenceli. Bol müzikli.

Mark Wahlberg‘i hatırlayanınız var mı bilemiyorum? Nam-ı diğer, eski rapçi Marky Mark. Bunun bir de abisi vardı. New Kids On The Block isimli ilk boy band’lardan birinde şarkı söyleyen.

Film aslında hepimizin, en azından bizim çocukluk hayallerimize el atmış. Rock Star olmak isteyen afilli gençler. Tabii ki kendilerine ait bir grupları da var. En sevdikleri ve dönemin sıkı hard rock, heavy metal gruplarından biri olan Steel Dragon‘un iflah olmaz fanları. Sadece Steel Dragon parçaları çalıyorlar ancak kendilerini bir cover band olarak değil de bir anma grubu olarak isimlendiriyorlar.

İzlerken 90′lı yıllara gittim. Beyoğlu’nda Stüdyo La’nın, Gözde Müzik’in ve diğer pek çok stüdyonun içinde saatler geçirdiğimiz yıllara. O yıllarda İstiklal Caddesi’nde yürürken fotoğraftaki gibi tiplere oldukça sık rastlardınız. Şimdiki gibi fantazi/arabesk dinleyip saçını da mohawk yaparak gezenler yoktu ortalıklarda. Güzel zamanlardı.

Çok uzatmadan filme dönelim tekrar. Aslında çok da çetrefilli bir hikaye yok başta da belirttiğim gibi. Çıtır çerez bir film. Chris’in (Mark Wahlberg) delicesine fanı olduğu grup olan Steel Dragon parçalarını çalmasıyla başlayan yolunun bir gün gerçekten de Steel Dragon’da vokal yapmaya uzanmasını konu alıyor.

Devam edip de zaten kolay tahmin edilebilir bir filmi iyice açıklamak istemiyorum. Vakit geçirmelik bir şeyler izleyip, bir yandan da bolca müzik dinlemek istiyorsanız izleyin derim.

Unutmadan şunu da eklemem gerekir ki, Mark Wahlberg’in, şarkıları kendisinin söylediği lafı dolaşıyor etrafta. Ne kadar doğru bilemem tabii.

Nicolas’ın Kuklası

29 Kasım 2008

İşim nedeniyle günümün en az 8 saati internet başında geçiyor. Ve tabii bu 8 saatin tamamı öyle çok yoğun bir tempoda geçmediğinden boş zamanlarda internette bolca gezinme imkanı bulabiliyorum.

Yine böyle fazla iş yoğunluğu olmayan bir günde -canımın çalışmak istemediği bir gün de olabilir- flickr’da gezinirken rastladım ANVRecife‘nin sayfasına.

Oldukça yaratıcı ve feci güzel çalışmaları olan Brezilya’lı Nicolas’ın en çok beğendiğim işleri şurada bulunan ve Woody diye isimlendirdiği seti. Woody setindeki fotoğraflarının tamamında ahşap bir kukla kullanmış kendisi. Ancak kukla ile birlikte kullandığı detaylar da çok güzel ve ilgi çekici.

Birbirinin kopyası bir dünya işle dolu internet ortamında Nicolas’ın yaptıkları bence gerçekten de görülmeye değer. Kopya işler ve yaratıcılıktan söz açılmışken söylemeden geçemeyeceğim. Bu blog dünyası çok canımı sıkmaya başladı. Bir başka yazıya artık.

Cennetten Sesler: Susheela Raman

12 Kasım 2008

Sanırım 2-3 sene kadar önce tanışmıştım Susheela Raman‘ın sesiyle. Çoğu zaman standart bir şekilde yaptığımız msn üzerinden şarkı alışverişleri sırasında. Music For Crocodiles albümünden “What Silence Said” isimli parçası sayesinde başladı Susheela Raman’ın sesine olan aşkım.

Daha sonra tüm albümlerini edinip günler, geceler boyu dinlemiştim. Ve kime dinlettiysem de herkes ilk dinleyişte çarpılmıştı. Ya da şimdi, uzun süre boyunca bir köşede unuttuğumdan ve yeni aklıma geldiğinden geçmişte olanları gözümde böyle büyütüyorumdur.

İşte böyle aklıma tesadüfen tekrar gelip, web sayfasını ziyaret etmemle öğrenmiş oldum, aslında 2007 yılında çıkarmış olduğu fakat benim için yeni olan albümünü. Henüz tam olarak dinlememiş olsam da daha önce defalarca dinleyip neredeyse her ritmini ezbere bildiğim üç albümün hatrına bundan da yine çok güzel şarkılar bekliyorum sanırım.

Susheela Raman Avustralya’da yaşayan, Hint asıllı, Londra doğumlu, büyüleyici sesli bir kadın. Geleneksel hint melodilerini biraz cazla, biraz bluesla ve bolca etnik öğeyle harmanlayıp tadından yenilmez albümler çıkarıyor karşımıza.

Kucağınızda yatan şirin ötesi bir kedinin bacaklarınıza hissettirdiği sıcaklıkla, loş ışık altında şarkılarını dinlemekse bambaşka bir keyif..

Discography:

  • Salt Rain (2001)
  • Love Trap (2003)
  • Music For Crocodile (2005)
  • 33 1/3 (2007)

Susheela Raman - What Silence Said

Susheela Raman - Nagumono

Reklam Etkisi ve Numara Taşınabilirliği

10 Kasım 2008

9 Kasım 2008 tarihi itibarıyla, GSM operatörleri arasında numara taşınabilirliği işlemi başladı.

Tabii bu tarihten önce tüm GSM operatörleri cicili bicili reklamlarını, gazetelerde, dergilerde, televizyon kanallarında gözümüze sokarcasına döndürüp durdular.

Sanırım ben de ilk defa bir reklamın etkisine bu kadar kapılıp, yaklaşık 10 senedir hizmet aldığım Turkcell’den numaramı taşıma kararı aldım. Beni bu kadar etkileyen reklam, Avea‘nın dile dolanan cıngıllı reklamından başkası değil. Turkcell’in sinir bozucu tavuğu ve artık mide bulandırmaya başlayan Recep İvedik karakterinin üzerimizde yarattığı fenalıkla, dün en yakın Avea bayisine koşarcasına giderek numara taşıma işlemi için başvurumu yaptım.

İstenen evraklar, nüfus cüzdanınız ve adınıza gelmiş olan elektrik, su, telefon faturası gibi bir fatura. Geçmek istediğiniz tarifeyi de belirttikten sonra evraklarınız hemen işleme sokuluyor ve maksimum 6 gün içerisinde numaranız yeni operatörünüze taşınmış oluyor.

Turkcell’den Avea’ya geçiyor olmamın tek sebebi tabii ki sadece reklam değil. Turkcell’in kendini beğenmişliği, uyguladığı uçuk ücret tarifesi de etken sebepler arasında.

Garip gelecek belki ama, işlemleri yaparken kendimi özgür hissettim. Kısa bir süre için bile olsa.

Alakasız olacak fakat reklam demişken atlamak istemedim. Dün akşam gördüğüm Euroka Sigorta‘nın reklamı da şukela olmuş. Cesur Euroka.

Wall-E

10 Kasım 2008

Haftasonumuzu şenlendiren, insanlar arasında süregelen savaşlar, kavgalar, ikiyüzlülük, tahammülsüzlük had safhalardayken, yeryüzü giderek kocaman bir çöplüğe dönerken, sevgiyi ve aşkı sevimli robotlarıyla gözümüze sokan Pixar‘ın hastasıyız.

!*$3^£#^/{**

06 Kasım 2008

Ne söyleyecek bir söz bulabiliyoruz ne de bu konuda atabilecek bir başlık.

Yanlış mı okuduk acaba diye tekrar tekrar baktık bizi nefretle dolduran şu habere. Tekrar tekrar okuduk. Bu ülkede kadın olmanın zorluklarını zaten biliyorduk ama çocuk olmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyorduk. Çocuksanız haklarınız olmadığını da bilmiyorduk. Zaten bu ülkede çocuk olmuşsanız, bu ülkede kız çocuğu olarak doğmuşsanız, regl olduktan sonra çocukluğunuz sona erermiş. O saatten sonra artık kadın olsanız olurmuş. Çocukluk haklarınız yokmuş o saatten sonra. Kadınlık ve insanlık haklarınız zaten yokmuş.

5. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, Vakit Gazetesi yazarı -ki bizce kendisine yazar demek hiç ama hiç doğru değil fakat Vakit’i de gazeteden saydığımız yok zaten- Üzmez’in tahliye kararına yapılan itirazı reddetti.

Birileri de hala, 3-5 çocuk yapın, diyor.

Evet yapın 3-5 çocuk. Bakamayın. Salın sokaklara. 70 yaşında gözü dönmüşlerin kucağına salın. Amcaları onlar ne de olsa. Dedeleri. 5 vakit namazında, dini bütün insanlar onlar hem. Sonra o minicik çocuklarınız, insan demeye dilimizin varmadığı, hayvan demeye dilimizin hiç varmadığı yaratıkların bacak arası egolarının kurbanı olsun.

Sonra birileri bana adalet desin.

Benim Vatandaşım İşini Bilir

04 Kasım 2008

RTE döktürmüş yine. DTP’nin Diyarbakır’daki oturma eylemine destek vermek için Taksim’e çıkmaya çalışan DTP ve terör örgütü PKK sempatizanlarının da arasında bulunduğu grubun üzerine pompalı tüfekle ateş açan bir vatandaş hakkında ne düşündüğü sorulmuş kendisine.

Haydi empati kurmaya çalışalım. Kendimizi RTE’nin yerine koymaya çalışalım. Ya da hiç böyle birşeye girişmeyelim. Çok eziyet verici olabilir. Onun yerine bir ülkenin başbakanı olduğumuzu düşünelim. Böyle bir soru karşısında nasıl cevap verirdik. Kolay değil tabii. Devleti temsilen cevap vereceğiz. Açıkçası ben böyle bir soruya ne cevap verirdim diye uzatmak istemiyorum. Ama RTE’nin verdiği gibi bir cevap vermeyeceğim kesin. Bakalım ne demiş.

Erdoğan “Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, vatandaşın hayatına kast ederseniz hayatına kast ettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri böyle bir imkanı varsa, o da kendini savunma yoluna gidecektir.” dedi.

Kaynak: NTVMSNBC

Buyrun buradan yakın. Bu işler böyle yürüyor demek ki. Ya da böyle yürüyecek. Birisi kalkıp da sizin canınıza, malınıza zarar vermeye kalkarsa, sizin de elinizde bir tedbir imkanı varsa -ki bu yaşanan olayda olduğu gibi bu bir pompalı tüfek de olabilir- o imkanı sonuna kadar kullanacaksınız. Peki bu devletin polisinin görevi ne acaba? Yoksa polis, o müthiş gücünü(!?) sadece işçiler, memurlar ve öğrenciler üzerinde göstermekle mi mükellef.

Hiç sanmıyorum. Zaten TDK‘da polis maddesinin karşısına, şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş, kolluk, zabıta, demiş.

Düşünüyorum, düşünüyorum bir türlü çıkamıyorum içinden. Sınırlı sayıda insanın okuduğu bu blog için yazı yazarken bile defalarca tartıp biçiyorsam, kelimeleri dikkatlice seçmeye çalışıyorsam, bu ülkenin başbakanının da konuşmadan önce iyice bir düşünmesi gerekmiyor mu?